Nükleer enerji hikâyesi
Bu santralları Türkiye'ye satmak isteyenler çok para harcadılar ama netice alamadılar; çünkü yapılan araştırmalar konunun Türkiye için uygun olmadığını, hatta dünyada bile artık gündemden kalktığını ortaya koydu.
Geçen yüzyılın sonlarında Türkiye'de yaratılan 'nükleer enerji hevesi'nin bir kısım ayrıntılı hikâyesini izlemiş bir gazeteci olarak şimdi yeni girişimlere fazla anlam veremiyorum. Konunun yeni aktörlerini de yakın geçmiş gelişimlerinden bile habersiz kimseler olarak görüyorum.
Enerji Bakanlığı ile Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun (TAEK) nükleer santral kurmak için çalışmalara hız verdiği, hazırlıkların Bakanlar Kurulu'na sunulacağı söyleniyor. Proje gerçekleşirse Türkiye'nin enerji sorunu çözümlenecekmiş! Türkiye nükleer enerjiye geçişte çok geç kalmış!
Türkiye'nin enerji gereksinimi büyük. Bu sorun üzerinde birçok çalışma da yapılıyor. Ama bunlar arasında nükleer santral projesinin bulunamayacağı 1980'li yıllarda anlaşıldı. Onun için de sonra bir daha gündeme gelmedi.
Bu santralları Türkiye'ye satmak isteyenler çok para harcadılar ama netice alamadılar; çünkü yapılan araştırmalar konunun Türkiye için uygun olmadığını, hatta dünyada bile artık gündemden kalktığını ortaya koydu.
Şimdi Türkiye için en uygun enerji kaynağı hakkında çok boyutlu çalışmalar var. Bunların başında, Avrupa Birliği'nin de üzerinde durduğu
'yenilenebilir enerji kaynakları' var.
Dışişleri Bakanlığı Çevre İşleri Dairesi'nin Su ve Çevre Danışmanı Simin Yasemin Özkaya, bakanlığın 'Uluslararası Ekonomik Sorunlar' dergisinde
"Bugün dünyadaki elektrik enerjisinin yüzde 17'si nükleer santralda üretilse de yeni tesis açılması yoğun tartışmalara neden oluyor" diyor.
Türkiye'ye 'Doğanın kendi evrimi içinde bir sonraki gün aynen mevcut olabilen enerji kaynağı' denen yenilenebilen enerji kaynağı (YEK) öneriliyor.
Bunlar jeotermal, hidro, güneş, rüzgâr, odun, bitki artıkları, biyokütle, gelgit olayı ve dalga. Güneş İsveç gibi güneşin az görüldüğü bir ülkede bile, dışarıda ısı eksi dört dereceyken, araçlarla depolanan güneş enerjisi suyu 70 dereceye kadar ısıtabiliyor. Türkiye'de güneşten çok az yararlanılıyor.
Türkiye, AB'ye kısa dönemde YEK çalışmalarına öncelik vereceğini bildirmiş. Ama bundan TAEK habersiz görülüyor. TBMM'ye de 'YEK kullanımına ilişkin kanun tasarısı' sunma hazırlığı da sürüyor.
200 milyon dolarlık Dünya Bankası kredisi de bu konuda kullanılmak üzere özel sektöre sunulmuş bulunuyor.
Türkiye YEK bakımından -nükleer santral için değil- şanslı olmalı.
Su kaynaklarından, toplam enerjinin yüzde 41'i sağlanıyor. Çünkü şimdi su kaynaklarımızın sadece yüzde 35'inden yararlanabiliyoruz. Gazeteler
142 şirketin, hidroelektrik santralı yapıp işletmek, 3 bin me*****lık elektrik üretmek için Devlet Su İşleri'ne başvurduğunu bildiriyor. 2020'de jeotermal enerjiden yılda 1000 me***** elde edilmesi de bekleniyor. Bu 1 milyon 350 bin konutun jeotermal enerjiyle ısıtılması anlamına geliyor.
Şimdi yılda sadece 1.8 GW'lik enerji sağlanan rüzgârdan 2025 yılında elektrik gereksiniminin yüzde 7'sinin sağlanması hesaplanmış.
El atılmak için bekleyen enerji kaynaklarından biri de 'hidrojen'.
Bilim ve Teknik Dergisi Genel Yayım Yönetmeni Raşit Gürdilek derginin eylül sayısına kapak olarak 'hidrojen ekonomisi'ni almış. "Fosil yakıtlardan hidrojene geçiş yapmak kentlerdeki hava kirliliğini önemli ölçüde azaltacak, yabancı petrol kaynaklarına olan bağımlılığı ortadan kaldıracak ve gezegenimizi büyük bir iklim değişikliği ile tehdit eden sera gazlarının birikmesini önleyecek" diyor. Sonra da bu işin hiç de kolay olmayacağını, büyük yatırımlarla birlikte, sudan hidrojeni ayırmak için ve kullanılabilecek halde muhafaza etmek için de büyük enerjiye gereksinim olduğunu söylüyor.
Dünyada yeni enerji kaynakları üzerinde çok geniş çalışmalar olurken kalkıp yeni bir şeymiş gibi 'nükleer reaktör'ü gündeme getirenlere doğrusu kuşku ile bakıyorum.
Kendi kendime, yakın geçmişte yaşananları da hatırladığımdan
"Acaba gene hangi, elinde çıkaracak nükleer reaktör bulunan ülkeler adına çalışılıyor?" diye soruyorum.
Bu konunun birçok karanlık boyutları olduğunu düşünüyorum.
Toroslar nükleer çöplük 
Nükleer santralde en büyük sorun atıkların nasıl depolanacağı. Daha önce olduğu gibi bu kez de nükleer atıklar için Toros Dağları adres gösteriliyor.
TÜRKİYE'NİN daha önce iptal ile sonuçlanan nükleer santral macerasında atıklar için adres olarak gösterilen Toroslar yeniden gündemde. Türkiye'nin bir nükleer santrale ihtiyacı olmadığını söyleyen aynı zamanda nükleer mühendisi de olan Marmara Üniversitesi Enerji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Tanay Sıtkı Uyar, daha önce yaşanan nükleer santral ihale sürecini anımsatarak, "O dönem Türkiye'de nükleer santral yapmak isteyen firmalar 'Toros Dağları bu iş için uygun' diyorlardı. Şimdi de aynı şeyi söyleyecekler. Oysa halen dünyada sürekli depolamanın nasıl yapılacağına dair bir görüş birliği yok. Amerika nükleer atıklarını santrallerinin yanındaki soğutma havuzlarında halen bekliyor. Sürekli atık deposu için fikir birliğine varamadıkları için bu konu 2010 yılına ertelendi. Sürekli depoların başka bir ülkede toplanması konuşuluyor. Siz de bu olaya bulaştığınız zaman bedelini ödersiniz. Eğer olaya karışmak istemiyorsanız Beyoğlu'nun arka sokaklarında dolaşmazsınız. Türkiye kendi nükleer atıkları olduğu gibi başka ülkelerin atık deposu olma tehdidi altında da kalabilir" uyarısında bulunuyor. Aynı şekilde Greenpeace Akdeniz Enerji Kampanyası Sorumlusu Hilal Atıcı da atık konusunun büyük bir sorun olacağına dikkat çektikten sonra, "Üstelik uranyum rezervlerinin 40-50 yıl sonra tükeneceği biliniyor. Yani uranyum önümüzdeki yıllarda daha da pahalı bir alternatif olacak" diyor.
KÖMÜR, SU, GÜNEŞ, RÜZGÂR
Dünyada bazılarına göre 50 bazılarına göre ise 60-70 yıl sonra tükenecek uranyum yataklarına karşın kömür yatakları için biçilen süre ise 150 ile 250 yıl arasında değişiyor. Nükleer karşıtları Türkiye'nin kömür yataklarını değerlendirmesine işaret ederken, su, rüzgar ve güneş gibi tükenmesi mümkün olmayan kaynakların da önemine işaret ediyorlar. Ancak savunucuların önündeki bir başka arguman ise Türkiye'de bulunan toryum madeni. Nükleer santrallerde yakıt olarak kullanılabileceği ifade edilirken hükümetin toryum madenlerinin de kullanılabileceği bir teknolojiyi getirmek istediği kaydediliyor.
Nükleer dehşet 
Japonya dün ülke tarihinin en büyük nükleer faciasının kurbanı oldu.
Ülkenin kuzeyindeki bir nükleer yakıt üreten fabrikada, atom bombasının hammaddesi uranyum madeni reaksiyona girdi ve müthiş bir patlama meydana geldi. Havaya büyük miktarda radyasyon yayıldı. Bölgede yaşayan 330 bin kişiden evlerine kapanması istendi. Kazada, 3'ü ağır 21 kişi yaralandı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Hiroşima ve Nagasaki'de iki atom bombasının kurbanı olan Japonya'daki kaza dün öğlen saatlerinde meydana geldi. Başkent Tokyo'nun 110 kilometre kuzeyindeki Tokaimura Kasabası’nda bulunan Sumitomo Madencilik şirketine ait nükleer yakıt fabrikasında her zamanki gibi sıvı uranyumdan, nükleer santraller için katı uranyum elde edilmesi çalışması yapılıyordu.
İşçiler toplam 16 kilogram kapasitesi bulunan tanklara sıvı uranyum dolduruyordu. Sıvı uranyuma nitrik asit ekleyen işçiler bu yolla madeni katılaştırıyordu. Ancak, işçiler bir tanka normal olarak 2.4 kilo uranyum koyması gerekirken ölçüyü kaçırdılar ve yaklaşık 10 kilo fazla uranyum boşalttılar. Bu sırada uranyum nükleer füzyona uğrayarak reaksiyona girdi.
ATOM BOMBASI SİSTEMİ
Nükleer füzyonda, uranyum atomu içinde bulunan nötronlar, atom çekirdeğine çarpıyor ve uranyum parçalanıyor. Çok büyük miktarda enerji de açığa çıkıyor. Bu zincirleme reaksiyon atom bombasının çalışma sistemini de oluşturuyor. Tokaimura’da da aynı olay meydana geldi. Reaksiyona giren uranyum büyük bir patlamaya yol açtı. Tanktan dev bir mavi alev yükseldi. Havaya da radyasyon sızdı.
RADYASYON 15 BİN KAT
Olay anında havaya uçan tankın yakınında bulunan 3 işçi yoğun bir radyasyona maruz kalarak ağır yaralandı. 14'ü işçi 21 kişi de radyasyon zehirlenmesi teşhisiyle tedavi altına alındı.
Fabrikanın içerisinde radyasyon miktarının normalin 15 bin kat daha fazla bir orana çıktığı tespit edildi. Yakın bölgelerde ise bu oran 10 bin kata ulaştı.
Kurtarma ekipleri ilk önce fabrikadaki soğutma sistemi içindeki suyu boşalttı. Çünkü su reaksiyonu hızlandırıyordu.
BÖLGE KARANTİNADA
Yakındaki fabrikalarda çalışan 150 işçi taliye edildi. Okullar tatil edildi ve halktan evlerinden dışarı çıkmaması istendi. Bölgede yaşayan 330 bin kişiden evlerinden çıkmamaları istendi.
Tren seferleri iptal edildi ve bölgeye giden otoyollar sivil ulaşıma kapatıldı. Kısaca bölge karantina altına alınmış oldu.
Japonlar hazırlıksız yakalandı
İKİ defa atom bombası faciasına maruz kalan ve Kuzey Kore'nin nükleer tehdidi altında bulunan Japonya'nın, nükleer bir savaş ya da nükleer bir kazaya karşı hazırlıksız olduğu ortaya çıktı.
Japon hükümeti ilk önce, Japon ordusu içinde yer alan kimyasal savaş bölümünü bölgeye gönderdi. Ancak bu bölümün yoğun radyasyona dayanıklı elbisesi yoktu. Ardından Japon hükümeti, ülkede üslenmiş Amerikan birliklerinden yardım istedi. ABD ordusu da ellerinde bu denli yoğun bir radyasyon ortamına dayanacak kadar kuvvetli elbise ve gerekli techizat bulunmadığını bildirdi.
Clinton: Çok üzgünüm
JAPONYA'daki nükleer kazanın hemen ardından ABD'den yardım istedi. ABD Başkanı Bill Clinton, kazadan çok üzgün olduğunu belirtti.
ABD Enerji Bakanı Bill Richardson, Amerikalı ve Rus ortak uzman ekibinin, Japonya'daki durumu yerinde saptamak üzere derhal yardıma hazır olduklarını açıkladı.
Tehdidin boyutu belirsiz
İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü Öğretim görevlisi Prof. Dr. Şarman Gençay, Japonya'da meydana gelen nükleer facianın, Çernobil ile karşılaştırılamayacak kadar küçük olduğunu tahmin ettiğini söyledi.
Prof. Dr. Gençay, önemli olan konunun atmosfere karışan radyasyon miktarı olduğunu belirterek şöyle konuştu:
‘Meydana gelen kazada önemli olan (ki onu henüz bilmiyoruz. Dünya da bilmiyor daha, belki Japonlar da bilmiyorlar) açığa çıkan, atmosfere yayılan radyoaktivite miktarı. Bu bilinmiyor. Dışarıya yayılan radyoaktivite miktarının çok daha az olacağını zannediyorum. Çok olursa dünyayı etkiler.’
15 nükleer fabrika daha var
Japonlar, kazanın meydana geldiği fabrikayı hemen abluka altına aldı ve yakın bölgelerde bulunan halk üzerinde radyasyon ölçümlerine başladı. Japonlar, yaralılara şiddetli radyasyona karşı dayanıksız elbiselerle yardım ulaştırmaya çalıştı(yanda). Bölgede 15 nükleer malzemeyle çalışan fabrika daha bulunuyor.
Bugüne kadar 169 kaza oldu
1986 Çernobil 4/Ukrayna 1000 MW basınçlı su soğutmalı grafit reaktörü güç infilakı, yangın-yakıtının yüzde 70'i dünyaya yayıldı
Nükleer endüstrinin kazaların "milyonda bir" olduğu iddiaları tarihsel gerçeklerle çelişkiye düşüyor. Çernobil ve Three Mile Island kazalarından sonra, Atom Enerjisi Konseyi, büyük kazalar olasılığını bin kez daha fazla değerlendirmişti. Bu, şu andaki reaktör sayısı dikkate alındığında, "ortalama olarak her 2.5 yılda bir, dünyanın herhangi bir yerinde ciddi bir 'çekirdek erimesi' kazası olacak" demekti.
ABD Nükleer Denetleme Komisyonu'nun resmi kayıtlarına göre, bugüne kadar felakete yol açabilecek derecede 169 kaza olmuştu. Sadece 1980 ve 1989 yılları arasında, ABD'deki nükleer santrallerde, yaklaşık 34 bin operasyon hatası, en az 104 acil reaktör durdurma olayı ve çalışanların ölçülebilir dozda radyasyona maruz kaldıkları 140 bin olay rapor edilmişti.
Japonya'da 1992 yılında tam 20 önemli reaktör kazası bildirilmişti. Yine 1992 yılında, Rusya'daki nükleer komplekslerdeki kazaların oranı yüzde 45 artmış, uzmanlar bir yılda uluslararası kuruluşlara 205 kaza rapor etmek zorunda kalmışlardı.
1992'de Rio de Janerio'daki Dünya Zirvesi'nde, Ukrayna Çevre Bakanı Dr. Yuri Scherbak, ülkesinde 1986'da meydana gelen Çernobil kazası sonunda yaklaşık 6 bin kişinin öldüğünü ve ölü sayısının 40 bine varacağını, ayrıca yüzbinlerce insanın da kansere yakalanacağını söylemişti.
Bazı Nükleer Santral Kazaları
1952 Chalk River deneme reaktörü çekirdek erimesi, infilak 1957 Windscale/İngiltere Askeri Amaçlı Reaktör Yangın, 1.5x10 Bq radyasyon kaçağı
1958 Vinca/Yugoslavya deneme reaktörü çekirdeğin aşırı ısınması, 6 bilim insanı radyasyona maruz kaldı, 1'i öldü
1961 SL 1, İDAHO FALLS/ABD Askeri deneme reaktörü infilak etti, 3 işçi öldü .
1966 Enrico Fermi/ABD Hızlı üretken, deneme reaktörü kısmi çekirdek erimesi
1969 Lucens/İsviçre deneme reaktörü kısmi çekirdek erimesi
1972 Fürgassen/Almanya 640 MW kaynar sulu reaktör bir yüksek basınç sübabının çalışmaması, radyoaktif buhar kaçağı
1975 Tsuruga-1/Japonya 340 MW kaynar su reaktörü bir boru hattında kırık 37 işçi radyasyona maruz kaldı
1975 Leningrad-1/Sovyetler Birliği 380 basınçlı-su soğutmalı reaktör kısmi çekirdek erimesi
1977 Bohunice A-1/Slocakya 100 MW gaz soğutmalı reaktör çekirdeğin aşırı ısınması, radyasyon sızıntısı.
1978 Brunsbüttel/Almanya 770 MW kaynar su reaktörü bir buhar hattının kopması, radyasyon sızıntısı
1979 Three Miles İsland/USA 880MW basınçlı su reaktörü çekirdek erimesi, iyot-131 kaçağı.
1986 Çernobil 4/Ukrayna 1000 MW basınçlı su soğutmalı grafit reaktörü güç infilakı, yangın-yakıtının yüzde 70'i dünyaya yayıldı
1987 Trawsfynydd/İngiltere 200 MW gaz soğutmalı reaktör yangın
1991 Mihama-2 Japonya 500 MW basınçlı su reaktörü bir boru hattının kopması radyoaktif buhar kaçağı
1992 Sosnovy Bor/Rusya 1000 MW basınçlı su soğutmalı reaktörün bir yakıt elemanı kanalının kopması.